Shay

Ağustos 10th, 2010 No Comments   Yaşam kategorisinde

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı.

Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:

‘Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikç e doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor.

Oğlumda doğal olması gereken şeyler nerede?

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. ‘Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.’

Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
Shay sordu, ‘Acaba oynamama izin verirler mi?’
Shay’in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay’in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey
beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra ‘Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım’ dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay’in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay’in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay’e gelmişti.

Bu noktada Shay’in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay’e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.

Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay’e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay’e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay’e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına
kolaylıkla atabilecek ve Shay’i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, ‘Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!’ Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, ‘İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş’ Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı … takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, ‘Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay’

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, ‘Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!’

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, ‘Shay, hepsini koş! Hepsini koş!’ Shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

‘O gün’, dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
‘iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar’.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

YELDA, İLK VİDEO KLİBİNİ ‘ŞEKİL’ YAPTI

Temmuz 7th, 2010 No Comments   Genel kategorisinde

Geçtiğimiz hafta Şafak Karaman Production etiketi ile müzik marketlerde yerini alan ve müzik otoriteleri tarafından Türk popunun yeni yıldız adaylarından biri olarak gösterilen Yelda, ‘+1’ albümünün ilk video klibini ‘Şekil’ isimli şarkısına çekti. Yunan müziğinden Türk Popu’na adapte edilen ve sözlerini Zeynep Talu’nun yazdığı şarkının  video klip çekimleri Sheraton Ataköy’ün süitinde gerçekleşti. Yelda’nın Avrupai görüntüsünü gözler önüne seren video klip önümüzdeki hafta Salı günü televizyon ekranlarında gösterime girecek.


Fıkralar

Şubat 24th, 2009 No Comments   Eğlence kategorisinde

İki tane dağcı, birisi kekeme, dünyanın en yüksek dağına tırmanacaklarmış . Dağın ortasına tırmandıklarında, bizim kekemenin yine dili tutulmuş:
-”Çad.. çad.. çad..!” demeye başlamış. Öbür ki de;
-”Yukarı çıkalım, söylersin.” demiş.
Çıkınca sormuş; “ne diycektin lan?” diye.
-”Çad.. çad.. çad.. çadırı aşağıda unuttuk!” diyor kekeme olan.
Çadır olmayınca Aşağı inmeye karar vermişler dağın ortasında kekeme yine;
-”Şak.. şak.. şak..!” diye konuşmaya çalışmış.
Öbür ki de, yine;
-”Aşağı inelim, söylersin” demiş.
Aşağı inmişler. Adam bakmış, çadır madır yok! Dönmüş ve sormuş:
-”Sen ne diyecektin?” diye…
-”Şak.. şak.. şak.. şaka yaptım!”

***                ***               ***

Bir gemici geç vakit otele gelmiş.Yer olup olmadığını
sormuş:
-İki kişilik bir odada tek yatağım var, demiş
resepsiyondaki adam.Ancak pek tavsiye etmem.Çünkü öteki
yatakta fena halde horlayan bir delikanlı yatıyor.
-Önemli değil, demiş gemici, verin bana o yatağı…
Ertesi sabah gemici hesabı ödemeye indiğinde otelci
sormuş:
-Nasıl uyuyabildiniz mi?
-Çok güzel uyudum , demiş gemici…
-Yanınızdaki müşteri hiç horlamadı mı?
-Hiç horlamadı…
-Ama nasıl olur?
-Odaya girince yanağından
“Merhaba güzel çocuk” diye bir makas aldım. Sabaha kadar
gözlerini kırpmadan yatakta oturdu…


Etiketler:

Sabah neşesi

Şubat 3rd, 2009 No Comments   Eğlence kategorisinde

Yaşlı çift evliliklerinin kırkıncı yıl dönümünde paraya kıymışlar,
Avusturalya’da tatil yapmaya karar vermişlerdi.Uç ağın penceresinden saatlerdir
okyanusu seyrediyorlardı .

Sessizliği pilotun anonsu bozdu:”Sayın yolcularımız! Korkarım size
kötü bir haberim var. Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak üzere.
Acil iniş yapmak zorundayız.”

“Neyse ki altımızda haritada görülmeyen bir ada var ve sahiline inmeye
çalışacağız.”

“Bunu başarabilirsek tek sorunumuz bizi bulabilmeleri için dua etmek olacak.”

Uçak minik adanın kumsalına başarılı bir iniş yaptı, kimsenin burnu kanamadı.

Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra adam karısının ellerini
tuttu,gözlerine endişeyle baktı;
“Karıcığım, bu ayki kredi kartı borcunu ödemiş miydin?” “Hayır
sevgilim,unutmuşum. Kızdın mı?”

Adam endişeyle yine sordu: “Araba kredisinin taksitini ödemiş miydin?”
“Özür dilerim canım, onu da ödememiştim.”

Yaşlı adam karısının ellerini bıraktı ve kırk yıldır yapmadığı şekilde
ona sıkı sıkıya sarıldı. “Aferin”
Karısı şaşkın, korkarak sordu. “İyi misin tatlım?”

“Hiç olmadığım kadar. Çünkü bankacılar bizi kesin bulur!”


Etiketler: ,

Kırlangıç

Ocak 27th, 2009 No Comments   Yaşam kategorisinde

Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.Tık….. Tık……Tık.. ..
Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş..Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!
Heyacanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:
-”Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum.Bugün cesaret buldum konuşmaya.Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al.Birlikte yaşayalım.”

Adam birden parlamış:
-”Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam”
Gerekçeside pek sersemceymiş
-”Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?”
Kırlangıç mahçup olmuş.Başını önüne eğmiş.Ama pes etmemiş, Bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,gülümseyerek bir kez daha şansını  denemiş:
-”Adam, adam!Hadi aç artık şu pencereni.Al beni içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını sıkmam!”
Adam kararlı, adam ısrarlı:
-”Yok ,yok ben seni içeri alamam”
Kaba bir şekilde lafı kısa kesmiş.
-”İşim gücüm var, git başımdan.”
Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş:
-”Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü ben ancaksıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem de sen de yalnızsın’ yalnızlığını paylaşırım”

BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ!
Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş.Pek bir sinirlenmiş:
-”Ben yalnızlığımdan memnunum”
Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.Düpedüz kovmuş.
Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca,başını önüne eğmiş,çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş.Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf  etmiş:
-”Hay benim akılsız başım; Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma , keyifli vakit geçirirdik birlikte.”
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:
-”Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.”
Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış.Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş.Ama……Onunki hiç görünmemiş.Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş!Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:

“KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR….”
HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER!
HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ KARŞINIZA ÇIKAR; DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER!
VE ASLA GERİ DÖNMEZLER!
“Dikkatli olalım…
“Farkında olalım…..
“Ve bir düşünelim bakalım;
“Acaba bizler bugüne kadar penceremizden kaç kırlangıç kovaladık?”