SUDAKİ BÜYÜK TEHLİKE !

Aralık 10th, 2008 No Comments   Yaşam kategorisinde

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal, ’’son yıllarda kişi başına kullanım oranı artan damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalmasının, kişiyi ölümle sonuçlanan hastalıklara kadar götürebilen mikroorganizmaların üremesine neden olduğunu’’ bildirdi.

Prof. Dr. Köksal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ’’şişe suyu’’ olarak bilenen işlenmiş suyu sağlık açısından desteklediklerini, ancak kullanım süresi ve bekletildiği ortama dikkat edilmediğinde enfeksiyon hastalıklarına yol açabidiğini belirtti.

Şişe sularının, bulundukları ortam ve temizlik kurallarına uyulmadığı takdirde hepatit yapan virüsler dahil tüberküloz, ishal ve daha birçok enfeksiyon hastalığının oluşumuna zemin hazırladığını ifade eden Köksal, şunları söyledi:

’’Vücudun yüzde 70’ini oluşturan su, vücutta bir elektrik cihazındaki kablo görevini üstlenir. Bu nedenle hücreler arası iletişim, enzimler, hormonlar ve bütün metabolizmayla ilgili faaliyetleri sağlayan suyun çok sağlıklı olması gerekir.’’

Prof. Dr. Köksal, şişe sularının işlenmiş olması nedeniyle doğal olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, ’’Teknolojinin yardımı ile her tür su işleme tabi olarak içilebilir niteliğe getirilebilir ve işlenmiş su olarak tanımlanabilir. Ancak, bunların da tıpkı diğer gıda ürünleri gibi raf ömrü vardır. Bu ömür, suyun ambalaj malzemesi, saklama koşulları ve işletme koşullarına bağlıdır’’ dedi.

Ev ve işyerlerinde çoğunlukla ’’damacana’’ tabir edilen plastik şişelerde kullanılan suyun mutlaka serin, güneş ışığından uzak ve kuru ortamlarda saklanması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Köksal, şunları kaydetti:

’’Su şişesinin etrafında suya ve ambalaj maddesine etki edecek kokulu maddeler bulundurulmamalı. Damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalması zararlı mikroorganizmaların üremesine neden oluyor. Su şişesinin kapağı bir kez açıldığında hava ile temas ettiğinden 10-15 saatte tüketilmeli. En fazla bir günde tüketilebilecek gramajdaki suyun kapağı açılmalı. Ev ve işyerlerindeki kişi sayısı ve ortalama tüketim dikkate alınarak damacana suyunun gramajı tespit edilmeli. Bu durumda özellikle evlerde kullanılan 19 litrelik damacana suların kapağı açıldığında ne şekilde saklanırsa saklansın günlerce kullanılması sakıncalı.’’

Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ’’Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor’’ dedi.

Prof. Dr. Köksal, birçok kişinin ev ve işyerlerinde ’’su sebili’’ diye tabir edilen cihazların yanı sıra pompalı damacana kapaklarının da bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

’’Sebil cihazına yerleştirilen damacanadaki suyun kapağı da delindiği için havayla temas ediyor. Bu yüzden kullanım süresinde kriterler burada da dikkate alınmalı. Pompalı damacanaların ise pompa temizliğine dikkat edilmeli.

Bu pompaların kirliliği gözle de tespit edilebilir. Suya doğrudan temas eden pompa ve ’cooler’ diye tabir edilen aparatının temizliği yapılmadığında havada ve ortamda bulunan mikroorganizmalar, kokular veya yabancı maddeler pompa üzerinde birikip suya bulaşacaktır. Bulaşan bu mikroorganizmalar zamanla çoğalarak kaplarda beyaz, yeşil ya da kahverengi kümeler meydana getirebilir veya suyun tadında ve kokusunda istenmeyen değişikliklere neden olabilirler.’’

-KİŞİ BAŞI TÜKETİM

Türkiye’de 2006’da kişi başı 91 litre olan işlenmiş su tüketiminin, geçen yıl 100 litreye ulaştığını belirten Prof. Dr. Köksal, Avrupa ülkelerinde ise bu miktarın birkaç katı olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Köksal, gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe şişe suyuna da talep artacağından sağlıklı suyun kriterlerinin de herkesçe bilinmesi gerektiğini sözlerine ekledi.


Tags: , ,

Bir Avuç Fındık İyi Gelir

Kasım 26th, 2008 No Comments   Bilgi kategorisinde

Türkiye’de bol miktarda yetişen yetişen kuru yemişlerin, içeriğindeki mineraller, çinko, kalsiyum ve magnezyum ile insan sağlığı için son derece faydalı olduğu belirtildi. Erciyes Üniversitesinde görevli diyetisyen Dr. Nurten Budak, özellikle fındık, fıstık, ceviz ve badem gibi kuru yemi şlerin vücutta yağ alımını artırdığını, ancak bu yağların diğer yağlardan farklı olarak kolesterol içermediğini bildirdi. Kuru yemişlerde bulunan yağların vücutta kolesterolün düşmesine de katkı sağladığını ifade eden Budak, özellikle fındık yağının bu özelliği nedeniyle kalp-damar sağlığının korunması açısından büyük önem taşıdığına dikkati çekti. Türkiye’nin dünyanın önemli kuru yemiş üreticileri arasında yer aldığını ve Türkiye’nin hemen her bölgesinde farklı kuru yemiş çeşitlerinin yetişebildiğini hatırlatan Budak, şunları söyledi: “Vücudun yağ alımını artıran ve kolesterol oranının düşmesine katkı sağlayan kuru yemişler, mineraller için de iyi bir kaynaktır. Kuru yemişler, büyüme ve gelişmeye katkı veren çinko, kemik sağlığı için önemli olan kalsiyum ve magnezyum bakımından da zengindirler. Yine vücuda bitkisel protein sağlarlar. Öğünler dışında atıştırılan birçok yiyecek ve içecek kuru yemişler kadar değerli değildir. Kuru yemişler, diş çürütmezler ve boş enerji kaynağı değildirler. Bu nedenle bolca tüketilmesini tavsiye ettiğimiz kuru yemişler, insan sağlığı için son derece faydalıdır.”
HER GÜN BİR AVUÇ KURU YEMİŞ
Kilo problemi olan ve enerji zenginliği olan kişilerin kuru yemişleri fazla miktarda tüketmemesi gerektiğine dikkati çeken Budak, Türk kültüründe kuru yemişin ayrı bir öneminin bulunduğunu, yöreden yöreye değişmekle birlikte ülkenin hemen her bölgesinde kuru yemiş tüketme alışkanlığının olduğunu söyledi. Kuru yemiş tüketme alışkanlığının bazı insanlar için daha fazla önem taşı dığını ifade eden Budak, şöyle devam etti: “Özellikle çocuklar, gençler, hamile ve emzikli kadınlar her gün bir-iki avuç kadar ceviz, fındık, badem veya fıstık yemelidirler. Bir paket kuru yemiş özellikle öğrencilerin beslenme çantalarından eksik olmamalı ve onların paylaşacakları en zevkli besinler arasında yer almalıdır. Kuru yemişlerin ağır işlerde ve tarımda çalışan bireyler için de iyi bir enerji kaynağı olduğu bilinmelidir. Süt tüketme alışkanlığı olmayanlar, her gün bir-iki avuç kuru yemiş tüketmeli, geleneksel sütlü tatlılarımız fındık, yer fıstığı, Antep fıstığı ve ceviz ile tatlandırılarak sunulmalı; konuklarımıza içerdikleri un ve şekeri ile enerjisi yüksek besinlerin yerine kuru yemişler ikram edilmelidir.” Kuru yemişlerin yeterince kurutulmadan ve uygun olmayan koşullarda saklandıkları zaman küflenerek sağlığa zararlı hale geldiklerini vurgulayan Budak, fazla miktarda küflü besinin yenilmesi özellikle karaciğer kanserine neden olduğunu, bu nedenle kuru yemişlerin taze tüketilmesi, tadında farklılaşma olan kuru yemişlerin yenmemesi, kabuklu ve kabukları çıkarılmış olan kuru yemişlerin ayrı ve kuru ortamda saklanması gerektiğini belirtti. Türkiye’de kuru yemişlerin genellikle pahalı olarak algılandığını anımsatan Budak, özellikle fındık, ceviz ve Antep fıstığının son yıllarda ucuzladığını sözlerine ekledi

JOHN HOPKINS HASTANESİ’NDEN KANSER RAPORU

Kasım 11th, 2008 No Comments   Bilgi kategorisinde

1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.’deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.’de organ tahribatına yol açar.
7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.
8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

KANSER HÜCRELERı AŞAGIDAKİLERLE BESLENİRLER:

a- şeker kanser besleyicidir. şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg’in aminosu veya deniz tuzudur.
b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C’de yok olurlar.
e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA’lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.
JOHN HOPKINS HASTANESİ’NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ

1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.
3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.
4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadı r. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.

Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (ıngilizce metndeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.
Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır.
Kâğıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarını n plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu.
Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerne kâğıt havlu ile örtülebilir.

*SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN ON ADIM*

Kasım 9th, 2008 No Comments   Bilgi, Yaşam kategorisinde

1. Düzenli spor yapın. Yeterli kalori alarak boyunuza uygun tartıyı koruyun.
Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu unutmayın, öğün atlamayın!
2. Sağlıklı yağ seçin. Katı yağ tüketmeyin. Sıvı yağ olarak ayçiçek yağı,
mısırözü yağı, fındık yağı, soya yağı yerine zeytinyağı tercih edin.
3. Beyaz un ve bundan yapılan beyaz ekmek, poğaça, açma, börek gibi ürünler yerine tam buğday ekmeği, tam çavdarlı ekmek ve sandviç tüketin. Pirinç ve patates yerine bulgur, makarna tercih edin.
4. Çok miktarda, değişik renkte sebze ve meyve tüketin. C vitamini ve A
vitamininden zengin besinleri bilin, aynı gün içinde kullanın.
5. Farklı kaynaklardan aşırıya kaçmadan protein tüketin.
6. Kemik sağlığı için yağı azaltılmış süt ve sütlü ürünler, yeşil yapraklı
sebze kullanarak kalsiyumdan zengin beslenin.
7. Kansızlığı önlemek için demir, kronik hastalıklardan korunmak için folik
asitten zengin beslenin. Mineral ve vitamin ile zenginleştirilmiş besinler
kullanın.
8. Şeker ve tuz az kullanın.
9. Yeterli sıvı alın.
10. Besin güvenliğine dikkat edin. Temiz su kullanmaya özen gösterin.